Skip directly to content

Depresyon ve Obezite: Döngüyü Kırmak Mümkün mü?

Depresyon ve Obezite: Döngüyü Kırmak Mümkün mü?

Ruh sağlığı ve fiziksel sağlığın birbirini etkilediği bilinmektedir. Ciddi ruh sağlığı sorunları olan hastalarda mortalite düzeyinin yüksek olduğu ortaya konmuştur ve bu nedenle fiziksel sağlığı bozuk kişilerde ruhsal sağlığı iyileştirmek öncelikli hale gelmiştir.

Obezite ve depresyon kaygı verici alanlardan yalnızca biridir ve bazı istatistiki bilgiler sorunun büyüklüğüne işaret etmektedir:

• Dünya nüfusunun %13’ü obezdir.

• Dünya genelinde 300 milyondan fazla insanda depresyon mevcuttur.

• Obez bireylerin %23’ünde eş zamanlı depresyon vardır ve ciddi ruh sağlığı problemlerinin oranı yaklaşık %55’tir.

• Bağımsız risk faktörleri olarak, depresyon obezite riskini %37 artırırken, obezite depresyon riskini %18 artırmaktadır.

• Obeziteyle ilişkilendirilebilecek tip 2 diyabet gelişme riski  %30-70 arasındadır.

Obezite, kardiyovasküler ve renal hastalıklar, ruhsal bozukluklar dahil olmak üzere pek çok hastalık için bir risk faktörüdür. Günümüzde kılavuzlar multidisipliner koşullarda obezite tedavisine yönelik hizmetlerin artması gerektiğini ortaya koymuştur. Obezite ve depresyon, sağlık kaynaklarının yüksek düzeyde kullanılması ile ilişkilendirilmiştir ve birlikte bulunmaları daha uzun hastalık süresi ve hastanede kalma süresinde artışla sonuçlanabilir.

Obezite-depresyon döngüsü

Obezite ve depresyon yaygın görülen, bireysel önemli etkilere sahip durumlardır. Birlikte ele alındıklarında, obezite ve depresyonun yaşam kalitesini sinerjik biçimde olumsuz etkiledikleri gösterilmiştir; ikisi arasında çift-yönlü bir ilişki olduğu ileri sürülmüştür.

Artan depresyon şiddetinin azalmış fiziksel aktivite, artmış kalori alımı ve buna bağlı olarak da artan obezite riskiyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Obezite varlığında; antidepresanlara daha zayıf yanıt ve bir yılda depresyonda daha zayıf düzelme öngörmek yanlış olmaz; bu konuda olumsuz yönde etkilenen bir diğer faktör de metabolik sendrom gelişimidir.

Depresyonun etkisi

Bir hastalık olarak depresyon kısmen diyet değişiklikleriyle karakterizedir. Depresyonun aşırı yemeyle veya kendini ihmal etme ve gerektiğinden daha az yemeyle ilişkili olabildiği ortaya konmuştur. Bu bulgu hem obez hem de düşük kilolu gruplarda depresyonun prevalansının daha yüksek olduğunu gösteren verilerle de desteklenmiştir. Daha şiddetli depresyon genel olarak daha kötü diyet kalitesiyle ve özellikle de şeker ve doymuş yağlar gibi kilo alımıyla bağlantılı bileşenlerin daha fazla alımıyla ilişkilendirilmiştir.

Stres yanıtı

Akut ve kronik stres faktörleri de sıklıkla depresyon ile ilişkilidir. Kronik stresin yemek yemeyi ve daha yüksek enerjili besinleri tüketme arzusunu tetiklediği ve abdominal yağ kütlesinde artışa yol açtığı gösterilmiştir. Bu mekanizmaya artmış kortizol düzeyinin ve hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) eksenin tekrarlayan aktivasyonunun aracılık ettiği düşünülmektedir. Çok yüksek seviyedeki glukokortikoidler leptin direncine yol açan insülin direnciyle ilişkilendirilmiştir ve leptin doygunluk sinyal yolaklarının bir bileşenidir. Dolayısıyla, bu glukokortikoid etkisi leptin ile stres yanıtı arasında bir bağlantı oluşturmaktadır.

Bedenden duyulan memnuniyetsizlik ve damgalanma

Obezite-depresyon döngüsüne katkıda bulunduğu sıklıkla ifade edilen bir diğer muhtemel faktör bedenden duyulan memnuniyetsizliktir, bu durum hem depresyon hem de obeziteyle ilişkilidir. Obeziteyle bağlantılı sosyal damgalama, rencide edici yorumlar, medyada olumsuz ifadeler ve ayrımcı davranışla kendini gösterir. Kişinin kendisini damgalaması da bedensel memnuniyetsizlik duygularını kötüleştirebilir ve duygusal rahatsızlık, düşük özgüven ve ruh hali değişikliklerinin anlamlı bir nedenidir.

Uyku, obezite ve depresyon

Yetersiz uyku obezite ve metabolik sendrom riskini arttırabilir; kısa uyku süresi hem çocuklarda hem de yetişkinlerde obeziteyle ilişkilidir. Uyku sınırlı olduğunda, kalori alımında artışın yanı sıra fiziksel aktivite düzeyleri de azalır ve kilo alımı artar.

Bazı çalışmalar yetersiz uykuda ghrelin hormon düzeylerinin yükseldiğini ve bunun da gıda alımını arttırdığını saptamıştır. Depresyonda ghrelin hormonuna odaklanan çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmiş, bazı çalışmalar bu hormonun muhtemel bir antidepresan etkiye sahip olduğunu ileri sürerken, bazı çalışmalarda ise depresyon semptomları üzerinde anlamlı bir etki saptanmamıştır. Bu nedenle, uyku ve depresyonda ghrelin hormon etkisinin daha fazla araştırılması ve açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Düşük uyku düzeyi azalmış leptin seviyesiyle de ilişkilidir ve bazı çalışmalara göre düşük leptin seviyesi kalori alımında artışa yol açar ancak buna dair kanıtlar halen çelişkilidir. Sonuç olarak araştırmalar uyku ile ghrelin ve leptin değişiklikleri arasında bağlantı oluşturan karmaşık bir dizi mekanizmayı ortaya koymaktadır.

Emosyonel regülasyon ve nörolojik değişiklikler

Duygu ve dürtülerin kontrolünde güçlük, depresyon ve obezite arasındaki diğer bir bağlantı olabilir ve kötü besin seçimleri aracılığıyla kendini gösterir.

Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG ) ile yapılan bir çalışma kilo fazlası olan kişilerin daha düşük ağırlıklı kişilere göre olumsuz duygularını etkin biçimde kontrol edemediklerini göstermiştir. fMRG görüntüleri daha yüksek ağırlık kategorisindeki kişilerde nöral aktivasyon paterninin de anormal olduğunu ortaya koymuş ve emosyonel regülasyon bakımından farkları göstermiştir. Beyinde esas olarak etkilenen bölge, emosyonel regülasyonda rolü olduğu bilinen insuladır ancak bu çalışmada prefrontal bölgeler dahil başka bölgelerde de değişiklikler kaydedilmiştir. Hem depresyon hem de obezite, medial prefrontal kortekste örtüşen bölgelerde gri maddenin hacminde azalmalarla bağımsız olarak ilişkili bulunmuştur. Bu bulgu, nörolojik olarak depresyon ile obezite arasında bağlantı oluşturan, hem emosyonel regülasyon hem de fiziksel gri madde bileşenlerinin mevcut olduğunu göstermektedir.

Depresyon tedavisinde hastaya uygun tedavi

Hastalara en doğru tedaviyi ve bakımı sunmak için, etkin tedavi üzerinde hangi faktörlerin etkisi olduğunu anlamak önemlidir.

Kilo kaybına ilişkin kalitatif bir çalışmada, hastalar beslenmeye dair bilgi, sosyal destek ve organizasyondan oluşan yapılandırılmış bir yaklaşım oluşturulmasının kendilerine kilo vermede yardımcı olduğunu ifade etmişlerdir. Hastalar, kilo vermeye çalışırken yaşadıkları zorlukları başkalarının yetersiz biçimde kavraması gibi olumsuz sosyal faktörlerin tam tersi bir etki yaratabileceğini bildirmişlerdir. Kilo kaybını engelleyen diğer faktörler aşırı uçlarda düşünme (ya hep ya hiç) ve gidişatın haddinden fazla takibini içermektedir. Aşırı uçlarda düşünme şeklinin mükemmeliyetçilik ve anksiyete özellikleriyle ilişkili olduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak medikal tedavinin fiziksel sağlık üzerine anlamlı etkisi vardır. Komorbid depresyon ve obezitede beraber bulunduğu durumlarda iki bozukluk da en etkin tedavi kararının verilmesinde beraber değerlendirilmelidir. Tedavi kilo ve ruhsal durumu etkileyebilir; tedavi kararını verirken kilo ile ilişkili yan etkilerin yönetilmesi önem taşımaktadır.

Referans:

Yukarıdaki haber aşağıdaki kaynaktan özetlenerek hazırlanmıştır.

Romain K et al. Depression and obesity: can the cycle be broken? BJPsych Advances (2018), vol. 24, 132–140 doi: 10.1192/bja.2017.18

 
04.06.2018

ANKET

Sitemizde aşağıdaki konulardan en çok hangisini görmek istersiniz?

/node/9511/webform-results/analysis