Skip directly to content

Mülteci Sağlığı Kliniğine Başvuran Mültecilerin ve Sığınmacıların Ruh Sağlığı Durumu

Mülteci Sağlığı Kliniğine Başvuran Mültecilerin ve Sığınmacıların Ruh Sağlığı Durumu

 

2014 yılında tüm dünyada 59.5 milyon insan, yaşadığı topraklardan zorla ayrılmak durumunda kalmıştır ve bu sayı şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sayı olma özelliği taşımaktadır. Suriye Arap Cumhuriyeti 2014 yılının sonunda en fazla sığınmacı kaynağı olan ülke olmuştur ve bu ünvanı 30 yıldır elinde tutan Afganistan’ın önüne geçmiştir. Zorunlu küresel insan göçünün büyüklüğü daha önce görülmemiş boyuttadır, 2011’de 42.4 milyon iken yalnızca 3 yılda %40 artış göstererek ivme kazanmıştır.  Avustralya’nın da içinde bulunduğu 30 kadar ülke, 2013’den bu yana yaklaşık 180.000 Suriyeli sığınmacıya mülteci statüsü vermiş ya da verme taahhüdünde bulunmuştur.

Çok sayıda sığınmacı ve mültecinin kısa bir süre içinde toplumun içine yerleştirilmesi özellikle yüksek oranda yerleşim yapılan bölgelerde hizmetlere erişim bakımından sorunlar yaratabilmektedir. Sığınmacıların ve mültecilerin pek çoğunun kendi ülkelerinde, göç sırasında ve ev sahibi ülkeye vardıklarında maruz kaldıkları fiziksel ve psikolojik stresler ruh sağlığı sorunlarının riskini arttırabilir. Kültüre duyarlı uygun bir tedaviyi planlamak için,  sığınmacı ve mülteci topluluklarının fazla sayıda bulunduğu bölgelerdeki ruh sağlığı hizmeti verenlerin, o bölgedeki hastaların ruh sağlığı sorunlarını anlaması gerekmektedir.

BMC Psychiatry’de yayınlanan bir çalışmada Avustralya Melbourne’de bir Sığınmacı Sağlık Hizmetleri Kliniği’ne başvuran sığınmacı ve mültecilere uygulanan bir anket taraması ile psikiyatrik bozukluk prevalansının, özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) vurgulanarak saptanması amaçlandı. Çalışmanın sekonder amacı ise sığınmacı ve mültecilerden elde edilen prevalans bulgularının, 2007 Ulusal Ruh Sağlığı ve İyilik Hali Taraması’na katılan Avustralya doğumlu, benzer nitelikler taşıyan kişilerle karşılaştırılması idi.

Araştırmacılar ruhsal bozukluk prevalansını hesaplamak amacıyla Kessler-10 (K10) ve PTSD-8 gibi araçları kullanarak 135 sığınmacı ve mülteci katılımcıyla kesitsel bir anket çalışması gerçekleştirdiler. Ayrıca bir katılımcı ile Avustralya doğumlu dört vatandaştan oluşan eşleştirilmiş kümeleri kullanarak karşılaştırmalı bir analiz gerçekleştirdiler ve prevalans sonuçlarını koşula bağlı Poisson regresyonuyla hesaplanan risk oranlarıyla (RR) karşılaştırdılar.

Çalışma sonuçlarına göre, K10 ile ölçülen ruhsal hastalık prevalansı %50.4’tü; buna karşılık taramada katılımcıların %22.9’u bir önceki ayda ve %31.3’ü yaşam boyu TSSB semptomları için pozitif sonuç vermiştir. Eşleştirilmiş analiz, risk oranının anormal K10 için 3.16, yaşam boyu TSSB için 2.25 ve önceki aya ait TSSB için 4.44 olduğunu göstermiştir.

Sonuç olarak; bu veriler ruh sağlığı taraması ve bakımına yönelik ihtiyacın bu sığınmacılarda artmış olduğunu ve hizmet planlaması yaparken bunun dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Yerel düzeyde ruh sağlığı hizmetlerinin hızla planlanması gereksinimi tüm dünyada acil bir ihtiyaç olmaya devam edecektir.

Referans:

Yukarıdaki haber aşağıdaki kaynaktan özetlenerek hazırlanmıştır:

Shawyer F et al. The mental health status of refugees and asylum seekers attending a refugee health clinic including comparisons with a matched sample of Australian-born residents. BMC Psychiatry (2017) 17:76.

30.04.2018

ANKET

Sitemizde aşağıdaki konulardan en çok hangisini görmek istersiniz?

/node/9511/webform-results/analysis