Skip directly to content

Lviv:3 Neden, 1 Şehir

Show
Lviv:3 Neden, 1 Şehir

Yavaş yavaş gezginlerin listesinde yer almaya başlayan Ukrayna, geç fark edilen güzellğinin acısını çıkarmaya kararlı. Gecikmeyi nasıl telafi edelim derseniz, ilk adımı Lviv’le atmak yeterli olacaktır. Mekanları, tarihi, mimarisi, sanata bağlılığı ve lezzetli mutfağıyla, her seyahatseverin gönlünde yatacak bir aslan çünkü.

Lviv (ya da kendi dillerinde Lvov), Ukrayna’nın incisi. Her ne kadar geçmişinde Rusya varsa, yüzünü Batı’ya dönen, yakında girecekleri söylenen Avrupa Birliği ile, bu kıtanın gözde şehri olmaya  aday. Henüz vize şartı yokken, az zamanda çok şey görmeyi vaad eden Lviv, mutlaka seyahat listenizde yer almalı.

Rotanızı Lviv’e çevirmenizi ve seyahat planlarınızı hızlandırmanız için acele etmenizi sağlayacak üç neden:

1. Bozdur bozdur harcayacağınız bir tatil yapmak için Lviv’de Gezilecek Yerler

İlk defa bir seyahatimde kendi paramızın gittiğimiz ülkenin parasından değerli olduğunu gördüm ve bu beni fazlasıyla mutlu etti.  Lviv’in para birimi Grvina ve 1 Grivna=0,18 TL; yani 100 Grvina, 18 TL. Gezerken, sipariş verirken ve alışveriş yaparken telefonunuzun hesap makinesiyle sürekli çevirecek ve ne kadar ucuz olduğuna hayret edeceksiniz. İyi bir restoranda yemek yemek ki, bu yemek büyük porsiyon et olacak, yanında içkisiyle 50 TL’yi geçmeyecek. Bir kahve ve tatlı da 15 TL civarında. İçkiler, bira ve şaraplar da da durum aynı, yani ucuz. Hal böyle olunca, yediğiniz, içtiğiniz satın aldığınız her şey çok daha keyifli oluyor. Euro ve dolardaki artışmış, TL’nin değer kaybetmesiymiş gibi herhangi bir derdiniz olmuyor. Doya doya, zevkle, işin maddi boyutu canınızı sıkmadan tatilinize bakıyorsunuz.

2. Bir Avrupa şehrindeymişiz gibi gezmek, estetik anlayışına ve sanatına şapka çıkarmak için

Lviv’in Ukrayna’da olduğunu ve geçmişinde Rusya’nın himayesinde kaldığını bilmeme rağmen, kendimi üç gün boyunca bir Avrupa şehrinde hissettim. Şehrin adını söylemeden beni buraya getirselerdi, Orta Avrupa’da bir yerdeyiz derdim. Mimarisi, güzel binaları, kilise ve meydanıyla, ne güzel şehirmiş diye yorum yapacağınız kesin. Peki nedir bu şehri bu kadar beğenmemizi sağlayan derseniz önce sizi şehrin kalbinin attığı Rynok Meydanı’na alalım.

Rynok Meydanı, şehre Avrupai havasını veren ve simgesi olmuş birçok mekanı, dükkanı ve binaları içinde barındıran geniş bir meydan. Buraya adımınızı attığınızda yapmanız gereken ilk şey, sarı trenlere binerek tüm Lviv’i baştan aşağıya gezmek. Şehir hakkında genel bilginizin olması gerek ki, sonra ‘nereyi gezeriz, önce hangi keşiflere başlarız’ gibi planlarınızı çok daha sağlıklı yapabilesiniz. Trende, simge binalar, yapılar ve sokaklar anlatılırken kültürüyle de ilgili bilgiler alıp “ne garip ya da gerçekten zamanında böyle mi olmuş” gibi sorular aklınızdan geçecek. Misal, şehir zamanında yangınlardan çok çekmiş o nedenle en çok önem verdikleri iş, itfayecilik ve en prestijli insanlar da, itfayecilermiş. Kendi kulaklığınızı götürebilirsiniz. Yayını Türkçe olarak da dinlemeniz mümkün.

Trenden indikten sonra, ilk durağınız kiliseler, şapeller olabilir. UNESCO koruması altındaki Boim Şapeli, Ermeni Katedrali, Bernardine Kilisesi ve Dominikan Kilisesi hem içeriden hem dışarıdan incelemek isteyeceklerinizden.   Denk gelirseniz mutlaka bir Pazar ayinine katılın. Biz gittiğimizde, sanırız Paskalya’dan dolayı, herkes sokaklarda satılan kuru çiçek demetlerini kiliseye götürüyordu. İnsanların ibadetini yapmak için özenli hallerine ve kiliseden taşan müziğe hayran olacaksınız.

Kiliselerin yanı sıra zamanında Yahudi soykırımının şiddetle yaşandığı Lviv’de yıkık sinagogu ve ölenler için yapılan anıtı da mutlaka ziyaret edin. Anıtta yazılanları okurken gözleriniz dolacak ve ‘nasıl, nasıl oldu böyle bir şey?’ diye benim gibi yine isyan edeceksiniz. (Yıkık sinagog, Dim Legend Café’nin karşısında)

Şimdi ise rotamızda Belediye Binası var, eğer meydanı tepeden göreyim derseniz, kulesine çıkabilirsiniz. Beyaz kurşun taşlardan yapılan ama dışı zamanla siyahlaşan binası Black House, önünde yer alan Lviv’in adını aldığı iki aslanı, meydanın dört köşesini süsleyen Neptün, Diana, Adonis ve Amphitria heykellerini görüp şehrin sanat havasını içinize çekin.

Her sanatseverin hayran olacağı ve benim de mümkünse içinde konaklamayı bile isteyeceğim Opera Binası’nı görmeye, önündeki meydanda oturup sanat sevgilerini kıskançlıkla karışık bir duyguyla izlemeye, ağaçlıklı Svobody Caddesi’nde yürümeye ve sonundaki Meryem Ana heykelinin fotoğrafını çekmeye zaman ayırın. Sonra da doğru gişeye gidip takvime göre bale, opera veya tiyatro için bilet alın. Pazar günü öğlen Kuğu Gölü Balesi’ni seyredip prodüksiyonun Ukrayna gibi bir yerde  bu kadar başarıyla gerçekleşeceğini hiç düşünemezdim. Bu bina, onların sanat sevgisinin de en büyük göstergesi. Devasa binayı üç yıl içinde inşa etmişler ve savaş zamanında gösteriler son sürat devam etmiş. Halkın sanata ve morale ihtiyacı varmış. (Sinirden ve kıskançlıktan öldünüz, değil mi? Ben de!)

Merkezden uzaklaşıp şehri tepeden görmek isterseniz High Castle’a doğru ilerleyebilirsiniz. Gördüğünüz manzara, tepeye o kadar tırmanmaya çok da değmiyor açıkçası. Aşağıya inip bizim hava şartlarından dolayı gidemediğimiz “Kayıp Oyuncak Avlusu”na da gidebilirsiniz. Nasıl bulabilirsiniz bilemiyorum ama o bölgedeki yerel halk böyle bir avlunun ve oyuncakların varlığından habersiz. Buranın hikayesi bir çocuğun oyuncağını unutması ve avlu sahibinin de bir gün geri gelip alır düşüncesiyle orada bırakmasıyla başlamış. Sonra da başka unutulan oyuncakları buraya getirmiş. Uğrayan herkese, bebeklerle, ayıcıklarla biraz zaman geçirmek, çocukluğuna kısa bir yolculuk yapmak iyi gelecek, eminim.

Sanat sevgisi kadar doğa sevgilerini de alkışlamak isterseniz Ivan Franko Parkı’nda kendinizi kaybedebilirsiniz. Alabildiğine büyük ve ağaçlarla park değil orman havasını soluyacağınız bir alan burası. 400 yıllık bir geçmişi varmış; herkes ziyaret etmeden önce bir geleneği yerine getiriyor. Siz de bir kafeden kahvenizi almayı unutmayın. Parkı gezerken yudumlamak istersiniz.

Görmeden dönmeyin dedikleri ama zamanımızın yetmediği bir köy hayatının minyatürü niteliğindeki Folk Architecture Müzesi, sanat abidesi Lychakiv Mezarlığı, merkezdeki İtalyan Avlusu ve Potocki Sarayı da listenizde olsun. Çok sevdiğim ve mutlaka yine geleceğim dediğim Lviv’e bir sonraki ziyaretimde ilk durağım kesinlikle bu yerler olacak.

3. Konsept mekanlarla, kafelerle, barlarla, ete, çikolataya, kahveye ve enfes lezzetlere doymak

Benim gibi mekanları keşfetmeyi seviyorsanız Lviv’de kendinizi cennete düşmüş gibi hissedebilirsiniz. Neredeyse her mekanın bir konsepti ve konseptle doğru orantılı lezzetleri var. Lviv’de yemeyi sevenden, sevmeyenine ve gurmesine kadar herkesin herkesin hemfikir olduğu bir gerçek var: Lviv’deyseniz aç kalmazsınız; etsever iseniz, bu şehirden ayrılamazsınız!

 

Et Lviv mutfağının baştacı ve gerçekten inanılmaz lezzetli. Bir Adanalıya bile kendini sevdirdi! Et yemekten sıkılırsanız, lezzetiyle pizzalarına tapacağınız yerler imdadınıza yetişecek. Kahveseverler için de Lviv biçilmiş kaftan. Her türlü kahve çeşidini deneyip üstüne paket paket alacağınız bir kahve diyarı. Şehri gezerken fark edeceksiniz ki, her köşebaşında, halkını kafein komasına girdirecek kadar çok yeni nesil kahveci var. Hepsi de tıklım tıklım; ortamı ve kahve kokusundan size en çok hitap edeni seçin, oturun ve keyfini sürün. Lviv mekanları gündüz olduğu kadar gece hayatıyla da hareketli ve bol konseptli.

Son olarak birkaç küçük notu da hemen paylaşalım:

*Şehir içinde ulaşım için pek bir araca gerek duymuyorsunuz. Her yer yürüme mesafesinde. Havaalanı-şehir merkezini, pazarlık yaparsanız taksiyle veya UBER’le yapabilirsiniz. Merak etmeyin, UBER yasal, şöförlerini kimse dövmüyor.

*Lviv’de iletişim konusunda pek zorluk çekmiyorsunuz. İngilizceyi çok iyi bilmiyorlar ama derdinizi çok iyi anlıyorlar. Sadece basit kelimelerle konuşun, uzun sorularla kafaları karışıyor.

*Lviv’de sadece binalarına bakarak değil, insanlarına bakarak da bir Avrupa şehrinde olduğunuzu hissedeceksiniz. Kızları çok güzel tamam ama bir o kadar da mütevazı. Herkes şık, özenli. Sakil, rüküş ve avam görünümlü kimseyle karşılaşamazsınız. Kibar, saygılı ve yardımseverler. Ekonomik durumları kötü olup bunu dışarı vurmayan, gülümsemesini eksik etmeyen başka bir millet henüz görmedim şahsen.

Gördüğünüz gibi Lviv, gezdikçe seveceğiniz, sevdikçe daha çok gezeceğiniz, bir haftasonu bile az zamanda büyük keşifler yapacağınız bir şehir. Kışın soğukta gezmek hiç keyifli olmayacaktır; bahar da geldiğine göre Lviv’e gitmemek için için bahane kalmadı demektir. O zaman şimdiden harekete geçin, şehrin hızına yetişin. İyi gezmeler!

Fotoğraflar: Eda Geven, tripadvisor.com, dijitalseyahatname.com, gezimanya.com, oitheblog.com

08.06.2018

ANKET

Sitemizde aşağıdaki konulardan en çok hangisini görmek istersiniz?

/node/9511/webform-results/analysis