Skip directly to content

Ordu: Karadeniz’de Hoş Bir Durak

Ordu: Karadeniz’de Hoş Bir Durak

Yazan: B.Altaş, theMagger

Ordu… Adı türkülerde geçen, ilçeleri adeta şehir gibi anılan, Karadeniz’in naif durağı.. Karadeniz’de olup, bir Avrupa kasabasını andıran, bölgeden biraz farklı bir tarzı olan, kendine has bir dokusu olan bir şehir Ordu. İnsanıyla, doğasıyla, ritmiyle sizi kendine hayran bırakacak bu kent seyahat rotanızın başına eklemeye hazır olun.

 

 

Bu yazıyı yazmak için geç kalmış olsam da, üzerine Karadeniz turu yaptım ve gözlerimle gördüm: Ordu’nun Karadeniz’in diğer şehirlerinden ayrı bir havası, tadı var. Haziran ayında televizyonlara haber olan sel günlerinde Ordu’daydım. Kaldığımız süre boyunca güneş yüzünü çok az göstermesine rağmen, Ordu’nun tadı damağımda kaldı.

 

 

Ordu küçük ama yaşayan bir şehir. Üniversiteli gençlerin enerjisi ile yükselen bir şehir. Sahil kenarındaki, her zevke hitap eden kafe ve restoranlarıyla size birçok seçenek sunuyor – ki birçok Karadeniz şehrinde olmayan bir özellik bu. Deniz kenarından içlere doğru girdikçe meşhur caddesi Fidangör Caddesi, tüm halkın buluşma noktası haline gelmiş.

 

Fidangör’den ilerleyip, meydana çıkınca denizin mavisinden dağların yeşiline uzanan teleferiği görebilirsiniz. Takip ettiğinizde ise dillere destan Boztepe’ye ulaşacaksınız. Ordu’ya gidip teleferiğe binmeyeni dövüyorlarmış, ben de bindim tabii ki. Dünya gözüyle görebileceğiniz en harika manzaralardan biri… Şehrin güzelliğini tepeden görmek hayranlığımı daha da arttırdı. Düğün çekimleri yapanlar, sıra sıra çay bahçelerinde çay içenler ve asla cesaret edemeyeceğim ama hevesle izlediğim yamaç paraşütü yapanlar olmak üzere muazzam bir kalabalık vardı. Anladım ki havanın güzel olmasını fırsat bilen herkes hakkını Boztepe’den yana kullanmış. Kısa bir yemek molasının ardından, tekrar merkeze inip, muhteşem Ordu fındığından yapılan çikolataların satıldığı minik dükkanlardan birine giriyoruz. İçeri girdiğinizde metropollerdeki, süslü püslü, fahiş fiyatlarla gram çikolata satan dünya markalarının mağazalarında, yarı parfüm yarı çikolata ile elde edilmiş kokunun aksine; buram buram saf fındık ve çikolata kokusu duyuyoruz. Sade, temiz ve mütevazi bu dükkanın sahibiyse çikolataları kadar tatlı bir amca. İçerisinde hiçbir katkı maddesi bulunmayan çokokremlerin olduğu, son dönemin sık duyulan zehirleri palmiye yağlarının adının bile bilinmediği bu dükkandan elimiz kolumuz dolu çıkıyoruz ve Ordu’daki ilk günümüzü tamamlıyoruz.

 

 

Akşam bizi otelde harika bir sofra karşılıyor. Karalahana çorbasından, mıhlamaya, fasulye diblesinden, turşu kavurmasına kadar ne ararsan var… Keyifle yedikten sonra ertesi gün erkenden kalkmak üzere günü bitiriyoruz.

 

 

İkinci günde planımız marinadan kalkan, belediyeye ait olduğunu öğrendiğimiz tekne ile kıyıyı turlamak ve şehri bir de denizden görmek. Havanın kararmasına aldırış etmeden çıkıyoruz. Denizde ilerledikçe, birkaç gün önceki selden kopup gelen ağaçları görüyoruz, üzülüyoruz, şaşırıyoruz. Sonra kafamızı kaldırıp karşıda inci gibi duran güzel şehre bakıyoruz. Yapılaşmanın yavaş yavaş onu da esir aldığını görmek bizi üzse de  hala öyle güzel ki, gölge düşüremiyor o yapılar. Epey reklamı yapılan deniz üstündeki havaalanını da gördükten sonra turu tamamlayıp, geri dönüyoruz.  Akşam sahil kenarındaki öğrenci kafelerinden birinde oturup kahvemizi içip, akşamın tadını çıkarıyoruz.  Büyük şehirde trafik çilesini yaşayanlara ilaç gibi gelecek bir şey yapıp, bulunduğumuz yerden kısa bir yürüyüşle otelimize varıyoruz.

 

 

İlk fırsatta tekrar gidip, köşe bucak gezeceğimden emin olabilirsiniz. Son olarak ülkemizde böylesine güzel yerleri görmezden gelmeyin diyorum. Sevgiyle kalın.

01.11.2016

ANKET

Sitemizde aşağıdaki konulardan en çok hangisini görmek istersiniz?

/node/9511/webform-results/analysis