Skip directly to content

Bu Aralar Neler Okudum?

Bu Aralar Neler Okudum?

Bu Aralar Neler Okudum?

Yazan: BetilK, theMagger

Hasan Ali Toptaş – Uykuların Doğusu

Toptaş’ın zaman zaman kendini de içine katarak kaleme aldığı, hayal ile gerçekliğin iç içe geçtiği post-modern bir roman ‘Uykuların Doğusu’. Yazarın hemen her kitabı hakkında yazdığımda benzer cümleler kuruyorum ancak Toptaş’ın artık son dönem Türk Edebiyatı’nda oturan ve okurlar tarafından benimsenmiş tarzı bu bence. Toptaş okurları da onun bu kurgularını ve anlatım tarzını sevdiği ve okumaktan keyif aldığı için, bunu bilerek onun kitaplarını tercih ediyorlar. Bir solukta okunacak kitaplar değil hiçbiri. Romanlarını elimden bırakamama rağmen, anlamak  ve kavramak için eni konu düşündüğüm birkaç yazardan biri. Kitabı herkes sever mi bilmiyorum ama her zaman söylediğim gibi, Toptaş okumaktan ben çok keyif alıyorum.

Sare Çizmecioğlu – Ayın Parlak Zamanı

‘Ayın Parlak Zamanı’, yazarın çocukluğuna dair anılarını anlattığı, eski İstanbul’u, eski insanları, eski oyunları, eski hüzünleri ve eski sevinçleri hatırlatan nostaljik bir kitap. Anılar, belli başlıklar altında toplanmış ve sunulmuş. Özellikle Dücane Cündioğlu’nun ‘Ara sokakların Tarihi’ adlı kitabını okuduktan sonra, anı  ve günlük okumak benim için daha önemli ve kıymetli bir hal aldı. Tarihi ezberlemek istemiyorum artık.

 

Cemil Meriç – Işık Doğudan Gelir

Cemil Meriç, birçok konuda kitap yazdı. Tüm hayatını ilim ve irfan yolunda yaşayan ve son nefesine dek bu sorumluluğu üzerinde hisseden bir adamın kitaplarını okumak ve anlayabilmek benim için adeta bir onur. Dilerim ki, onun tükenmek bilmeyen okuma tutkusu bende de olsun… Tabii, anlayabilmekten bahsettim ama anlayamadığım, kavrayamadığım yazıları da var tabii. Bu kitap, Meriç’in oğlu tarafından derlenmiş ve yazarın ansiklopediler üzerine yazdığı yazılardan oluşuyor. Önce Batı’nın ansiklopedilerini inceliyor Meriç; her dönemde yazılanları tek tek irdeliyor. Ardından  Doğu’nun, İslam Coğrafyası’nın ansiklopedilerini inceliyor. Ansiklopedi tarihi ve gelişimi hakkında bilgim yoktur. O yüzden kitabı okurken, bir evrenden başka bir evrene düşmüş gibi hissettim. Çok önemli bilgiler, öğrendiğim, beni şaşırtan çok şey oldu ama hiç ilgimi çekmemiş bir konu olduğundan zor okudum. Fakat, konuyla ilgili insanların kesinlikle çok keyif alacağını düşünüyorum ve kitaba bir göz atmalarını tavsiye ediyorum.

Suat Derviş – Ankara Mahpusu

Yazarın Fransa’da yayımlanan ilk Türk Romanı olma özelliğini taşıyan kitabı, aşkı uğruna özgürlüğünden vazgeçen genç bir adamın yaşadığı olayları, duygu durumlarını, o zamanın İstanbul’unun şartlarını ve insanlarının hikayelerini anlatıyor. Roman kahramanı Vasfi’nin uzun yıllar hapiste kaldıktan sonra, özgürlüğüne kavuşmasıyla birlikte hayata karışmaya çalışması ve yaşadığı duygu durumları, benim özellikle dikkatimi çekti ve etkileyici buldum. Kitabın orijinal, ilk basımını bulduğumda, henüz Suat Derviş’in adını duymamıştım açıkçası. Sonra sahafım kitaptan bahsedince, okumaya karar verdim. Kitabı Fransızca’sından okuduğum için Türkçe’si hakkında yorum yapamayacağım. Ancak oldukça sade, anlaşılır ve akıcı bir dil ve üslup kullanıldığını söyleyebilirim. Kaldı ki, kitabın ön sözünde Derviş’in  bu özelliğine de dikkat çekilmiş. Kitabı bitirdiğimde, alttan alta Reşat Nuri Güntekin’in ‘Damga’ adlı kitabını hatırlamadan edemedim. Bilmem hiç duydunuz mu?

17.01.2017

ANKET

Sitemizde aşağıdaki konulardan en çok hangisini görmek istersiniz?

/node/9511/webform-results/analysis