Skip directly to content

GELİN TANIYALIM: BAŞARILI 5 KADIN FOTOĞRAF SANATÇISI

Hide
GELİN TANIYALIM: BAŞARILI 5 KADIN FOTOĞRAF SANATÇISI

Fotoğrafçılık deyince akla Steve McCurry, Jimmy Nelson gibi efsane isimlerin gelmesi kaçınılmaz ancak fotoğraf sanatına dair özgün çalışmalarıyla fark yaratan kadınların da olduğu bir gerçek. Gelin bugün, farklı bakış açıları ve ilham veren hikayeleriyle oldukça başarılı karelere imza atan 5 kadın fotoğraf sanatçısını tanıyalım.

Barbara Klemm

 

Alman fotoğraf sanatçısı ve foto muhabiri Barbara Klemm, dünya tarihinin çok önemli olaylarını fotoğraflayan sayılı kadınlardan biri. Uzmanlık alanının siyaset olması, dönemin önemli siyasi isimleri ile bir arada bulunmasına olanak sağlıyor ve böylece Klemm, önemli tarihi isimleri ve olayları fotoğraflamasıyla ünleniyor. 45 yıl boyunca Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi için fotoğraflar çeken Klemm’in tanıklık ettiği olaylar arasında; Gorbachev’in Doğu Berlin’de yaptığı konuşma, duvarın yıkılışı ve Lleonid Brezhnev ile Erich Honecker’in öpüşmesi yer alıyor. Evet evet, çoğu kişinin iyi bildiği, Berlin Duvarı’nda yer alan ünlü “My God, Help Me To Survive This Deadly Love” adlı grafitiden bahsediyoruz. Barbara Klemm, siyah-beyaz çektiği fotoğraflarında yalnızca dönemin önemli siyasi liderlerine değil; Andy Warhol, Mick Jagger gibi dünyaca ünlü sanatçılara da yer veriyor.

 

Lauren E. Simonutti

 

 

 

Lauren E. Simonutti için fotoğraf çekmek, bir nevi yaşadığı hastalığıyla baş etme yoluydu desek yanlış olmaz. Hayatının bir noktasında şizoaffektif bozukluk ve bipolar teşhisi konan ama fotoğraf çekmeyi hiçbir zaman bırakmayan sanatçının karelerinde o dönemlerde verdiği iç mücadeleyi görmek mümkün. Özellikle “8 Oda, 7 Ayna, 6 Saat, 2 Zihin ve 199 Cam Parçası” adını verdiği fotoğraf serisiyle anılan Simonutti, çalışmasının adından da anlaşılabileceği üzere daha çok kendi yaşam alanını fotoğraflamayı tercih ediyor. Sanatçı, hastalığını öğrendikten sonra tüm zamanını evinde ve yalnız geçirmeye başladığından, haliyle fotoğraflarına da karanlık ve umutsuz bir hava hakim. Siyahın baskın olduğu ve soyut bir üslupla kurguladığı karelerin bir köşesine kendi bedenini dahil etmeyi seven Simonutti’nin tarzını şu sözlerinden de anlamak mümkün: “Delilik bir yöntemdir. Benim yarattığım karakterler genelde gelişmeye elverişlidir. Resimlerde kendimden bir şeyler sunmak isterim. Korkmuştum ve yalnızdım.”

 

Cindy Sherman

 

 

Fotoğrafları feminist literatürde önemli yere sahip olan Amerikan fotoğraf sanatçısı Cindy Sherman, otoportrelerinde makyaj ile görünüşünü değiştirerek değişik kimliklere bürünmesiyle tanınıyor. Kılık değiştirerek kendisinin birbirinden farklı görüntülerini fotoğraflayan Sherman, cinsiyetçilik olgusuna, özellikle erkeklerin zihnindeki stereotiplere ve kadınların nesneleştirilmesine meydan okuyor. Karelerinde yalnızca kadın olarak değil, erkek canlandırmalarıyla da karşımıza çıkan Sherman’ın fotoğraflarını “untitled (isimsiz)” olarak isimlendirmesi de bir başka ilginç özelliği. Kendisi bu yolla, fotoğraflarının yoruma fazlasıyla açık olduğunu dile getiriyor. Başarılı fotoğrafçının en bilinen çalışması ise “İsimsiz Film Kareleri” adını verdiği seri. Sherman bu seride, Hollywood film karelerini yeniden yaratıyor ve kalıplaşmış kadın rollerini sorguluyor.

 

Margaret Bourke-White

 

 

Margaret Bourke-White, fotoğraf sanatı deyince akla gelen birçok ilk’in sahibi. Amerika’nın ilk kadın tasarım ve endüstri fotoğrafçısı, İkinci Dünya Savaşı’nın ilk kadın savaş muhabiri, Sovyetler Birliği’ne kabul edilen ilk fotoğrafçı, Gandhi’yi ölmeden birkaç saat önce görüntüleyebilen fotoğrafçı ve aynı zamanda Life dergisinin ilk kadın fotoğrafçısı. Tüm bunların yanında, Stalin’i gülümserken fotoğraflayan tek sanatçı. Birçok kaynakta anlatıldığına göre, olay; Stalin’in fotoğrafını çekeceği sırada Margaret’ın, flaş ampüllerinin olduğu paketi düşürmesi ve telaş içinde ampulleri toplamaya çalışmasıyla başlıyor. Bu durumu komik bulan Stalin gülmeye başlıyor ve tam da o anda, Margaret fırsatı kaçırmayarak deklanşöre basıyor. Bu, birçokları için Stalin’in tek gülümseyen fotoğrafı olarak biliniyor.

 

Diane Arbus

 

 

Ve son olarak, ötekileştirilenlerin fotoğrafçısı, Diane Arbus! Hayatı boyunca, özellikle de evliliklerinde yaşadığı depresif olayları çektiği karelere yansıtan Arbus; cüceler, akıl hastaları, transseksüeller gibi toplum tarafından dışlanan insanları fotoğraflarının öznesi olarak belirliyor. O kadar ki, ‘freak photographer’ (ucube fotoğrafçısı) olarak tanınıyor. Arbus’un bu kişileri fotoğraflama yöntemi de bir hayli enteresan. Onları evlerine kadar takip ediyor, onlarla saatlerce sohbet ediyor ve aslında günün sonunda her birinin içinde sakladığı gizli yüzü keşfetmeye, maskelerini indirmeye çalışıyor. Çekimler içinse sirkler, akıl hastaneleri, çıplaklar kampı gibi mekanları kullanıyor. “Ucubeler kendi travmaları ile doğduklarından hayattaki sınavlarını zaten geçmişlerdir. Onlar aristokratlardır.” diyen Arbus, 1971 yılında, 48 yaşında intihar ediyor, çalışmalarıysa dünyanın birçok yerinde sergileniyor.

23.09.2019

ANKET

Sitemizde aşağıdaki konulardan en çok hangisini görmek istersiniz?

/node/9511/webform-results/analysis